Temelli Köyü’nden, Alaçatı’da sörf hocalığına…

Alaçatı’da herkes Apo Hoca diye tanıyor 1985 doğumlu Abdurrahim Korkmaz’ı. Adı ağızdan ağıza yayılan bir sörf hocası… Çocukları için boş bir saatini yakalamaya çalışan anne-babalardan holding sahiplerine, oyunculardan akademisyenlere kadar herkes onun peşinde. Öğrencilerinin yüzde 99’u tavsiyeyle geliyor. Neşeli, kocaman kalbi olan bir genç adam,  sadece insanlara değil, hayvanlara da dost: Yaz kış bakıyor koyun dilsiz sakinlerine, sevgisini yalnızca peşini hiç bırakmayan köpeği Happy’ye(Mutlu) değil, hepsine sunuyor…

Şöyle bir filmi başa saralım. Aklınıza gelen ilk kare?
Çok yaramaz bir çocuğum. Deli gibi uçma meraklısıyım!

Uçma meraklısı?
Çocukluğumun sevdası. Sorar dururmuşum, kuşlar uçuyor da ben niye uçamıyorum, diye. Cevapları beğenmeyince de üzüntümden ağlarmışım. Hatta kötü deneyimlerim olmuştu.

Ne gibi?
Çarşaflarla damdan atlarken kafayı yarmak, şemsiyeyle duvarın üstünden kendini bırakıp dizini yırtmak gibi.

Peki nerde oluyor bütün bunlar? Haritada neredesiniz?
Mardin’in Temelli köyündeyim.

Nasıl bir köy burası?
İki bine yakın insanın yaşadığı bir yer. 150 hane, her hanede de sen de on beş, ben diyeyim yirmi insan yaşıyor.

Sizinki nasıl bir ev?
Taş ev. Tek katlı, iki odalı, ufak bir yer.

Kaç kardeşsiniz?
Yedi. Ben altı numarayım. En küçüğün bir büyüğü. Birkaç tane koyunumuz var. Bir de evin önünde bir iki parsel yer… Oraya arpa, buğday, mercimek ekiyoruz. Yedi kardeş yer sofrasına oturuyor, bir tastan yemek yiyoruz. Abilerim, kardeşim… Nasıl keyifli! Geniş aileyi çok seviyorum.

En yaramaz kim?
Ben! Bırak bizim evi, bütün köyde efsane benim! Bugün bile çok yaramaz çocukları bana benzetiyorlar köyde (gülüyor). Kızmakla kızamamak arasında kalıyorlar…

Gelelim sörfe? Sörf nerede çıktı yolunuza?
Televizyonda! Köy muhtarının odasında ahşap bir televizyon vardı. Tek kanal. TRT1. Bir program başladı: Adrenalin! Rüzgar sörf’ü yapanları ilk orda gördüm.

Ne oldu o an?
Televizyonun içine çekildim sanki, büyülendim! Ondan sonra dört gözle yeni bölümleri beklemeye başladım, acaba yine sörfü görür müyüm diye. Sürekli sörfün nasıl öyle ‘uçtuğunu’ merak ediyordum? Rüzgar geliyor, yelken diye bir şey var, ama bu rüzgar bu yelkeni nasıl götürüyor? Nasıl işliyor bu? Düşünüyordum, düşünüyordum, ama aklım almıyordu.

Sonra?
Sonra ablam Ayvalık’a gelin gitti. Ben de onu ziyarete.

Ve?
O gün hayatımda ilk kez denizi gördüm.

Kaç yaşındasınız?
Yirmi.

Peki sörf? O ne zaman girdi sahneye?
Bir gün sahildeyim; karavanla Amerikalı bir adam geldi. Baktım bir şeyler çıkarıyor. Bir yelken. Derken bir tahtaya taktı onu. Aaa! Bu sörf! Şöyle bir yelkeni kavradı, sonra hoop üstüne atladı, bindi, gitti! Nasıl heyecanlandım, nasıl bakıyorum arkasından… Gözlerimi alamıyorum! Yere oturdum, bütün gün izledim onu. Akşam üstü döndü, ben hala aynı yerdeyim. Konuşmak, sorular sormak istiyorum, ama dilini bilmiyorum ki…

Off şansa bak!
Sorma… Neyse, tatil bitti. Eve, Mardin’e döneceğim. Otogardayım. Beklerken karşıki büfede bir dergi gördüm, kapağında da kocaman bir sörf resmi! Açtım baktım, Alaçatı’yı anlatıyor, sörfü, sporcuları… Mardin’e döndüm; döndüm ama, her gece o sayfalara bakıyor, aynı yazıyı belki milyonuncu kez okuyorum. Uykuya dalana kadar o fotoğrafları seyrediyorum.
Eee?
Ancak bir ay dayanabildim. Koyunlara bakmam, babama yardım etmem lazımdı, ama olmadı, dayanamadım. Ben Ayvalık’a gideceğim dedim.
Niye demediler mi? Demezler mi?
Bahaneler uydurdum, ablamı özledim, orda iş bulurum falan falan. Üsteleyemediler, artık kocaman adam olmuşuz. Ben doğru İzmir otobüsüne. İzmir’e varınca da Alaçatı’ya!

Cebinizde kaç para var?
Anacığım sağolsun… Belki de hissetti, ayrılmadan önceki akşam bir baktım, bir köşeden sakladığı parayı çıkarıyor. Bir gece bir yerde yatmaya, iki, üç gün karın doyurmaya ancak yeter… Ama bütün parasıydı o!

Ana işte! Peki, Alaçatı’da otobüsten indiniz…
Hemen sörf yapılan koyu sordum. Dediler ki şurasıdır. Doğru oraya!

Nasıl hissettiniz varınca?
Mutluluktan uçuyordum! Şu tepeye oturdum (koya girişteki tepeyi gösteriyor), uzun uzun manzarayı seyrettim. Sonra kalktım, iş sormam lazım, sörf okullarını dolaştım. Ama sezonun ortasıydı. Hiçbirinde bir şey bulamadım.

Ne yaptınız o zaman?
Aklıma oteller geldi. Otelleri dolaşmaya başladım. Hepsini! Hedefim şuydu: Sörf’e yakın bir yerde çalışayım, hiç değilse çıkışlarda gelir, bir şekilde sörf öğrenirim.

Onlardan bir şey çıktı mı?
Yok!

Nerede yatıyorsunuz bu arada?
Plajda!

Ne yiyip, ne içiyorsunuz?
Ekmek arası peynir.

Ümitsizliğe kapılmaz mı insan?
Korkmaz mı? Paralar da suyunu çekiyor. Hiç kendimi bırakmıyorum! Otellerde yoksa, ben de pansiyonlara bakarım dedim. Bir gün Alaçatı’ya doğru yürüyorum yol üzerinde bir inşaat gördüm. Port var ya… 2006’da inşaatı yapılıyordu. Ben yürürken bir baktım, inşaatta birileri taş kırıyor! Dedim, belki işçiye ihtiyaçları vardır. Adamlara “Abi iş arıyorum” dedim. Ustabaşı bana baktı, “Bize taş kıracak adam lazım” dedi. Ben “Ne iş olsa yaparım, yalnız bir şartım var. Haftanın beş günü eşşek gibi çalışırım, ama iki gün izin yapmam lazım” dedim.

Nereden çıktı şimdi bu izin? Kabul ettiler mi?
E benim sörf öğrenmem lazım! Ama kabul etmediler. Ben de ustabaşına hikayemi anlattım. Dedim ki, abi, böyle böyle… Ben Mardin’den geldim, sadece bunun için, sörf için! Dinledi, dinledi, “Madem Mardinli’sin, taş işinden anlarsın sen!” dedi. Dedim ki, “Evlerimiz taş, anlarım elbet!” Halbuki hiç anlamam! Ve işe başladım.

Oh ya, bir nefes aldım!
İşin dışında, kalacak yer de verdiler! Bir konteynırda üç kişi kalıyorduk. Artık beş gün taş kırıyor, haftasonu sörf alanına geliyordum. Bir süre sahilden insanları seyrettim. Ölçtüm, biçtim… Ben bu işi yaparım dedim! Derken Salih Hoca’yla tanıştım.

Salih Hoca kim?
Sörf hocası. Okulda ders veriyor. Baktı ben çok hevesliyim, her hafta geliyorum, sahilde kavrula kavrula saatlerce onları izliyorum, bana malzeme kiralamada çok cüzi bir rakam verdi. Verdi de… Benim hala param yok! Sağolsun, ona bile çözüm buldu, parayı biriktir, sezon sonunda ödersin, dedi. Böylece başladım mı sörfe! Her haftasonu, daha okullar açılmadan geliyorum, dokuzda malzemeyi suya indiriyorum, ta akşam yedideki kapanışa kadar!

Ne kadar sürdü sörf yapmayı öğrenmeniz?
İnsanların normalde ders alarak iki yılda katettiği süreyi ben üç ayda katettim. Beni sezon başında görenler, sezon sonunda tekrar gördüklerinde inanamıyorlardı.

Ya hocalığa geçiş? Nasıl oldu?
Haftasonları geldiğimde sadece sörf yapmıyordum. Orada çalışanlara da yardım ediyordum. Yelkenleri, bordları taşıyordum, yıkıyordum, yerine yerleştiriyordum. Salih Hoca fark etti bu durumu: Gelecek sene, mayısta gel, bahçe işlerine bak, dedi.

Derken ertesi sene mayıs geldi…
Nihayet okulda çalışmaya başlamıştım! Sabah altıda kalkıp bahçedeki işlerimi bitiriyor, sulamaydı, budamaydı, şuydu, buydu hepsini büyük bir özenle tamamlıyordum. Bitti mi? Bu sefer de kalkıp, işim bitmesine rağmen çocuklara yardım ediyordum, yelken kuruyordum, bord taşıyordum, yelkeni yıkıyordum, kaldırıyordum. Salih Hoca baktı ben gerçekten işine yarıyorum, beni sörf tarafına aldı, bahçeyi başkasına verdi. Ondan sonra da işin her noktasında çalıştım! Yelken tamirinden kurmasına kadar her aşamasında… Ve zaman içinde hocalığa kadar geliştirdim kendimi.

Sizce bütün bunları başarmanızı sağlayan en önemli özelliğiniz neydi?
Ne iş olursa olsun, en iyisini yapmaya çalışmam! Mesela o inşaatta taş kırmakla mı başladım? Üç ay sonra yılların ustasından daha iyi duvar örüyordum. Ne iş olursa olsun, bir şeyi yapıyorsam, en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Şu dünyada benim en büyük artım budur diye düşünüyorum.

Bundan sonrası için hayalleriniz ne?
Sponsor bulursam yarışlara katılmak istiyorum. Kendi okulumu kurmak da öteki hayalim. Ama sabah yedi, akşam yedi çalışmama rağmen, sezon o kadar kısa ki; gerekli parayı bir türlü biriktiremiyorum!

Bu röportajı okuyanlara ne demek istersiniz?
İmkansız diye bir şey yoktur! Alaçatı’da herkes Apo Hoca diye tanıyor 1985 doğumlu Abdurrahim Korkmaz’ı. Adı ağızdan ağıza yayılan bir sörf hocası… Çocukları için boş bir saatini yakalamaya çalışan anne-babalardan holding sahiplerine, oyunculardan akademisyenlere kadar herkes onun peşinde. Öğrencilerinin yüzde 99’u tavsiyeyle geliyor. Neşeli, kocaman kalbi olan bir genç adam, sadece insanlara değil, hayvanlara da dost: Yaz kış bakıyor koyun dilsiz sakinlerine, sevgisini yalnızca peşini hiç bırakmayan köpeği Happy’ye(Mutlu) değil, hepsine sunuyor… Alaçatı’nın ünlü sörf hocası Abdurrahim Korkmaz, imkansızı başaranlardan Çağla Kubat’ın verdiği malzemeleri kullanıyorum!

Çağla Kubat’la da çalışmışsınız?
Evet okulda çalışmaya başladıktan sonra bu yelkenler nasıl daha iyi performans sağlar diye düşünmeye başladım. Çağla Kubat da o esnada bizim okulda depolama yapıyor, malzemelerini buradan alıyordu. Bir sürü malzemesi olduğu için yardıma ihtiyacı oluyordu. Ben de her zaman seve seve yardım ediyordum. Yarışlarda, onun malzemelerini benim hazırlamamı istedi. Şampiyonalarda, üç yıl boyunca, malzemelerini hazırladım. Yardımım karşılığında para bile teklif etti, ama kesinlikle kabul etmedim. Dayanamadı, ilk doğum günümde bana bir yelken hediye etti. Yarış bitince bir yelken daha, sonra bir tane bord… Şu anda bende dört, beş tane yelken var. Hepsi Çağla’nın hediyesi, sağolsun! Onun verdiği malzemeleri kullanıyorum.

Röportaj: Mira Şeniz Erten

 

Ali Osman Baki

Mühendis Çiftci, Milli Yelken Hakemi ,Fotografcı, Topraksız Tarımcı, Rüzgarsörfcüsü. Engineer Farmer, National Sailing Race Officer&Jury, Photografer, Soilles Culture, Windsurfer.

Bir cevap yazın

KAPAT